EKONOMİNİN DEVLERİ ATATÜRK’ÜN YOLUNDA!..
1929 Dünya Ekonomik Buhranından(1)
sonra, dünya halklarına allanıp-pullanarak “Tanrı kelamı” değerinde sunulan ve
benimsettirilmeye çalışılan serbest piyasa ekonomisi “kapitalizm”(2) sonunda çöktü!.. Ekonomi bilimi ile özdeşmiş gibi sunulan kapitalizmin en
hararetli savunucularının bile “bilim adamlığı” kimliği yakında tartışılır hale gelirse hiç şaşırmam.
Her şart altında içine düşeceği bunalımdan onu kurtaracak bir “görünmez elin” olduğuna inanılan
kapitalizme, yoğun bakımda iken “büyük
devletler” el uzatmak zorunda kaldılar. Komünist sistemin dağılmasını “kapitalizmin başarısı ve akla uygunluğunun kanıtı” gibi kabul
ettirmek isteyenlerin “olacağı zaten buydu” diyerek, şampanya patlatmalarının üzerinden 20 yıl
bile geçmedi. Komünizmi ve ona bağlı olarak sosyalizmi yermek için o günü
tarihi bir fırsat gibi değerlendiren koca koca
profesörlerin, 15 gündür sesi soluğu çıkmıyor!...
Komünizmi din dışı bir inanç gibi
anlatanlar, kendi inanç sistemlerini de “serbest
piyasa”ya göre uydurmak için olmadık
şaklabanlıklara başvurdular. Sonunda dini
siyasetin, giderek de ekonominin bir unsuru
haline getirerek; dünya halklarını soyup soğana çevirmeden geri durmadılar. Ama buraya kadar! Artık isminin önünde bilim
adamlığını işaret eden ne kadar akademik unvan olursa olsun, hiç kimse
kapitalizmi, “alternatifsiz bir sistem,
hatta bir doğma” gibi sunmaya cesaret edemeyecek!..
“Mortgage Krizi” (3) ile başlayıp,
bütün dünyayı etkisi altına alan “küresel
kriz” den en az zararla çıkmanın yolunu, başta ABD olmak üzere AB ülkeleri,
batan şirketlerin hisselerini satın
almakta ve piyasalara para pompalamakta buldular. Bu önlemler, serbest
piyasa ekonomisinin “liberal” ayağı altında dinamit gibi patladı! Büyük devletler ekonomilerini “planlamaya ve piyasaya müdahale etmeye” mecbur kaldılar. Rusya gibi “yeni kapitalist” birkaç ülke ise
borsalarını kapatarak ilk şok dalgasını atlatmaya çalışıyor…
“Amerikan Solu”nun en etkili ve saygın
seslerinden biri olarak tanınan iktisat profesörü Robert Heilbronern (4)
dünyadaki siyasal dönüşümlere ilişkin görüşlerini 1989 yazında yaptığı
fakat 1991 yılında yayınladığı bir röportajında;(5) “Sosyalist Blok”taki çözülmeyi “Kapitalizmin Zaferi” ve “Kapitalizme Alternatif Yok” spotlarıyla veriyordu. O tarihte kendisine
sorulan ilk soru da hayli ilginçti: “İnsanlık
tarihinin en büyük din dışı inancı
ve 20. yy’ın en güçlü politik ve ekonomik alternatifi
olan Marksizm-Leninizm, bir patlamayla değil, bir iniltiyle çekiliverdi tarih
sahnesinden. Şimdi meydan, kazandığı zafer herkesçe teslim edilen
kapitalizmin. Ancak buruk bir zafer bu.
Acaba, kapitalizm başarısının yükünü taşıyabilecek mi ?”
Kapitalizmin
bir alternatifinin olmadığı belirlemesini iyice pekiştirmek için o tarihte;
ÇKP’nin(6) ideolojiden sorumlu şefinin: “Piyasanın patent hakkı kapitalizmde değildir” şeklindeki sözü ile, “ekonomik
kalkınma yarışında sosyalizm, kapitalizme olan üstünlüğünü kaybetmiştir. Kamu mülkiyeti anlayışımızın savunulacak
bir yanı olmadığını artık itiraf etmek zorundayız” şeklindeki sözleri ve o
zamanki Meksika Devlet Başkanı Carlos
Salinas’ın kamu sektörünü “özelleştirmeye”
(7) çalışmasını, kanıt olarak
ileri sürüyordu…
Heilbroner
diyordu ki: “İnsanoğlunun maddi ilişkilerini kapitalizm,
sosyalizmden daha iyi düzenler. Piyasa, malları ne kadar eşitsizce ya da sorumsuzca
dağıtırsa dağıtsın, bunu kuyrukları
dillere destan olan, planlı
ekonomiden (sosyalizm) daha iyi yapıyor. Kapitalizmin büyük bunalımları ile sosyalizmin olağan ekonomik yaşamları arasındaki benzerlik. Artık en ateşli ideologlar için bile katlanılmaz hale
geldi. Batıda sosyalizm üzerine yazılanlara baktığınız zaman karmaşık
ekonomilerde ‘planlamayla’ neler
başarılabileceği konusunda müthiş bir ‘kör
inanç’ bulunduğunu görürsünüz. Servetin yaratılması sırasında görünmez bir elin yatırım tahsisinde yaptığı hataları ve yol açtığı toplumsal eşitsizliği düzeltmek için
tek çarenin planlama olduğu sanılıyordu. Sorunları
görünmeyen bir el yarattığına göre, görünen
bir el giderebilirdi. Ve el ne kadar çok görünürse toplumsal sorunlar da o
derece azalacaktı… Piyasa, bambaşka bir örgütleyici güç. Hırs ve kişisel çıkarla
yürüyor. Piyasa, sosyalizmin savunduğu ne varsa hepsinin antitezi. Piyasa,
sadece tüketicinin mal seçme özgürlüğü değildir. Genel bir davranış özgürlüğü
ile bağlantılıdır. Buradaki özgürlük,
devletin demir pençesinden özgür olmak anlamındadır. Piyasa, kendi
çıkarları doğrultusunda işleyen bir iktidar mekanizması kurar. Keyiflerine göre
davranan ve siyasi iktidara bazen itaat
eden, bazen de etmeyen çıkar
gurupları yaratır… Sosyalist ideolojinin yaşadığımız yüz yılda böylesine hâkim
bir entelektüel güç haline
gelmesinin altında, çağın büyük düşünürlerinin, kapitalizmin içinde kendi kendini yok etmeye yönelik çelişkiler
taşıdığına inanmaları yatıyordu. Marx(8), Keynes(9)
ve hatta Schumpeter(10) sosyalizmin kaçınılmaz olduğunu düşünürken
Sovyetler gibi bir dış gücün bir gün
batıyı işgal edeceği hesabıyla değil, kapitalizmin
kendi kendini yıkacağı varsayımı ile hareket ediyorlardı. Kapitalizmin,
kendi çöküşüne yol açacak belli ‘bunalım
eğilimleri’ taşıdığı düşünülüyordu. Rekabet mücadelesi içinde küçük
firmalar tavsiye olacak ve onların yerini zamanla atıl hale gelecek büyük
tekeller alacaktı. Sömürülen işçiler tüketim maddelerini almalarına yetecek
kadar kazanamayacak ve tüketimin düşmesi
bunalıma yol açacaktı. İşçilerin yerini sömürülme olanağı sınırlı olan teknoloji alacak ve kar oranları
düşecekti. Piyasa kısa zamanda tüketim malları ile dolup taşarak doyma noktasına gelecek ve
kapitalistlerin yeni yatırımlar yapma olanağı kalmayacaktı. Avrupa ve
Amerika’nın önde gelen kapitalist ülkeleri üçüncü dünyayı öyle bir aç
gözlülükle sömüreceklerdir ki, dünya devrimi kaçınılmaz olacaktı. Ama görüldüğü
kadarıyla ‘büyük bunalımdan’ bu yana
söz konusu bunalım eğilimlerinin hiç
biri gerçekleşmedi… Ekonomik iç çelişkiler kapitalizmi etkilemeyecektir
belli, ama kültürel iç çelişkiler onu
yıkabilir. Kapitalizm ekonomik gelişme alanında harikalar yaratıyor. Ama ahlaki gelişme ya da kültürel zenginleşme
konusunda yaptığı hiçbir şey yok. Kendi kendini
sürekli aşağılayan bir sistem. Medyanın sürekli hipnotize ettiği kültürümüzü
istilası altına alan şu ticari
bayağılığa bakın. İnsan ruhuna hakaretten
başka bir şey değil. ‘Zafer’
sözcüğünü bu nedenle kullanıyorum. Roma’yı çağrıştıran çürümüş bir yanı var, bu sözcüğün. Görkemli değil de göz alıcı bir yan. Aslında alaycı bir
tavırla kullanıyorum… Hırsın dünyayı yöneten biricik güç olarak alkışlanması
gerektiğine ve eşitlikçi sosyalist değerlerle, toplumsal dürüstlüğün bir hayal
ürünü olduğuna inandığım izlenimini bırakmak istemem. Söylemeye çalıştığım şey, önemli ölçüde piyasa unsurunu içermeyen bir
ekonominin uygulanabilir bir ekonomik sistem olamayacağıdır… ‘Bilimsel Sosyalizm’ teorisinin yanlışlığının kanıtlandığını
söylüyorum. Sosyalizm kapitalizm çerçevesinde vazgeçilmeyecek bir toplumsal
ilerleme kaynağıdır. Ama kapitalizm karşısında henüz akla uygun bir alternatif
oluşturmuyor.”
Heilbroner’ın
yukarıdaki tespitlerini bilim adamlığı
dürüstlüğü içinde yapıp yapmadığını konusunda bir şey söylemek için henüz
erken… Sosyalist ekonomik sistemin çöküşü üzerine, kapitalizmi kutsayıp, zaferini tescil eden ünlü
iktisatçının kapitalizmim çöküşünü
nasıl değerlendireceğini çok merak ediyorum. Değerlendirmesindeki son
cümlelerini de vaktiyle çok önemsiyordum... Sosyalizm karşısında “akla uygun” yegâne alternatif olarak
dayatılan kapitalizmin de çöktüğü gerçeği karşısında, bugün “alaycı
bir tebessüm” yapmayı kendime hak görüyorum.
Sonuç olarak
şunu söyleyebiliriz: Liberalizmin temel
ilkeleri(11) kabul edilen 5 ilke de ağır yara almıştır… Kim ne
derse desin, “Oh!... Kapitalist sistem de çöktü” demek
bugün için mümkündür… İşte tam da bu
noktada kurtarıcı olarak başka bir ekonomik sistem devreye giriyor… Benim bu yazıda asıl işaret etmek istediğim
de odur… Ama nedense şu ana kadar bu çözümün adını adam gibi(!) telaffuz eden
çıkmadı… Hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde söylenebilir ki: Küresel krize
karşı alınan önlemlerin topluca adı:
EKONOMİYİ PLANLAMADIR… Bu tür uygulamalar
planlı ekonomilerde veya karma
ekonomilerde(12) olur… Başka bir ifade “dünya devlerinin” bugün
aldığı hayati öneme sahip kararların kökenini, 1923 tarihinde Atatürk’ün
topladığı İzmir İktisat Kongresinde
alınan kararlarda(13) aramak gerekir.
Öyle ya
da böyle Emperyalist-Kapitalist sistem bu gün kurtuluşunu Atatürkçülükte arıyor!..
“Atatürk,
yalnız Türk Tarihini değil dünya tarihini de çok yakından etkilemiştir. Öyle
ki; tarihe damgasını vurmuş liderlerden yalnızca
O’nun doğumunun 100. yılı bütün dünyada kutlanmış ve yalnız Atatürk, UNESCO
tarafından ‘asrın devlet adamı’ olarak seçilmiştir.”(14) Şimdi de
bütün dünya kurtuluşu Atatürk’ün “karma ekonomik modelinde” arıyor…
Her zamanki
gibi karanlığı parçalayacak güneş yine doğudan, Anadolu’dan doğuyor… Bugün
bütün dünya Atatürk’ü anlamak ve kabul etmek zorundadır! Bu kabul çok da
zor olmayacak. Zira, Atatürk döneminde yaşayan kendi
devlet büyükleri erinmeden bunu yapabilmişlerdi(15)… Şimdi sıra yenilerinde!..
(15.10.2008)